Yürüdüm bugün eski sokaklarda...
Mübadele koromuzun çalışması vardı. Hava soğuktu ama canım yürümek istedi. Çok değil belki birkaç yıl sonra bu sokaklarda yok olacaktı. Önce çocukluğumun geçtiği, yıkılan evimizin sokağından geçtim. İkinci bulvar açılacak diye evler bir bir yıkılmış. Komşularımızın çoğu Toki evlerine gitmişlerdi. Balkondan balkona konuştuğumuz, çayı hiç bitmeyen Kamuran teyzem yoktu artık. Onlarla geçen otuzaltı yıl bitmiş. Şimdilerde herkes kendi derdine düşmüş sadece bayramlarda görüşülen komşuluk ilişkileri haline dönmüştü. Evler yıkılmış, birbirine yakın pencereye, balkona çıkılınca görülen komşular yok olmuştu.
Ramazanda sahuru beklerken o sıcak yaz günlerinde, davulun sesini duyup, ışığı kapatıp davulcunun kafasına mandal atan biz o yaramaz çocuklar sanki özksüz kalmıştık. Mahallemiz yıkılmış geriye hafızalarımıza kazınmış anılar kalmıştı. İşte o eski günlerin özlemiyle yürüdüm sokaklarda. Karşıdan kendi kendine konuşan genç bir adam geliyordu. Eskiden olsa deli derler. Şimdi kulağında kulaklık olduğunu herkesin bildiği, telefonla konuşan biri işte. Etrafıyla ilgisi yok, teknoloji bitirmiş herşeyi.
Siyah beyaz televizyonların olduğu dönemlerde, herkesin merakla beklediği Dallas dizisini vardı. Annem bana o diziyi de izlettirmezdi. Evin tek çocuğu olmak zor. Hafta içi erkenden yatmak zorundaydım ertesi gün okul var diye. Odamın kapısı açık olduğu için sesini duyardım televizyonun. Sonraları ayna tutup tersten izlemiştim diziyi.
Hala yürüyorum...
Çocuklar sokakta oynuyor, soğuk onları etkilemiyor çünkü onlar çocuk. Evlere bakıyorum içinde insanlar var sitelerde oturmuyorlar ama mutlular sıcacık yuvalarında. Belki yarın onlar da çıkmak zorunda kalacaklar. Evler yıkılacak, şimdi yürüdüğüm bu sokaklar olmayacak.
Çay ocağının önünden geçiyorum. Dört genç dışardaki taburelere oturmuş. '' Muzo abi bize dört çay gönder'' diye bağırıyor. Yine içim cız ediyor, gözlerim doluyor yok yok soğuktan yaşarıyor. Tadını ala ala geçiyorum o sokakları bir bir. Derken üç katlı evleri olan dayımların sokağından geliyorum. Otuzsekiz yaşında kansere yakalanıp vefat eden dayımların evi. Benim küçükken onlarda kalmaya can attığım ev. Alt katta küçük dayım oturuyor. Anneannem ve dedem henüz yaşıyor...
O kalabalık evde şimdi sadece yengem var. Herkes bir tarafa dağıldı. Bütün kuzenler toplanıp, kibrit kutusunu yerde yuvarlayıp geldiği şekillere göre bir oyun oynardık. Şimdi oyunun adı bile yok.
Bilmem anlatabildimmi duygularımı. Geçtim o sokakları yaşanmışlıklarıyla, sevgileriyle, anılarıyla, özlemleriyle...
Türküde geçen sözler gibi ''bugün dost yaralanmış, yine gönlüm hoş değil.'
Suzan Kaya Oruç
http://www.dailymotion.com/video/x13x5h_gulay-yine-gonlum-hos-degil-live_music