7 Eylül 2011 Çarşamba

İKİ KUM TANESİ

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler.uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler.


Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.

Bir gün biri diğerine “sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim” demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar.Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.

Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar.Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.

Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmedenmesafelere engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. “Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize” demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler.

Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin sevdalarının yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş “Allah’ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin.”
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla sabırla acıyla yakında uzakta…her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar.
Sevmeyi bildikten sonra mesafeler acılar yıllar aylar…asla sevdayı söndürmez!…
Ama…
Sevmeyi bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan!…(Alıntı)

31 Ağustos 2011 Çarşamba

mesajlar

Bazen arkadaşlarımdan gelen mesajlar beni öyle duygulandırıp mutlu ediyor, benim hakkımda düşündüklerini öyle güzel ifade ediyorlar ki  o güzel ve  özel olan mesajların, kaybolup gitmemesi için sayfamda yazıp saklamayı düşünüyorum. Keşke daha önce aklıma gelseydi. Zaman kaybetme zamanı değil ...

--- ömrünün hikayesini yazan en büyük ve en güzel yazıcı, gönlünden geçen güzellikler alnına kader diye yazılsın. herşey gönlünce olsun mübarek bayramın kutlu olsun. (Sevim Sezgin)
 
Ahmet Ölmez' den duydum bugün bu sözü '' Kırk yaşına kadar kuzu, kırk yaşından sonra kuzunun yediklerini yiyecekmişsin.''

       saçlarına güneşin sarısı düsmüş yüregi yazın sıcagı kadar sıcak. hayatına 3 güzel gül kondurmus, güller goncayken kendide goncalıkta durmuş güzel ablacım nice sağlıklı hayırlı güzel beraber mutlu huzurlu ve gönlünden gecen ne varsa elde ettigin yıllar hep şimdiki kadr genç senin olsun
eda yiğit doğum günümde yazdı.

29 Ağustos 2011 Pazartesi



Reçeli ben yaptım, resmi ben çektim, orjinal, katıksız,  meyveler bizim bahçeden ORGANİK....
bu recelleri 2009' un Ağustos ayında yapmıştım. Aslında her yıl o ay mutlak kışlık reçelimi yaparım. Bu resmi facede yayınlamış ve arkadaşlarım tarafından güzel yorumlar almıştım. o çok beğendiğim bir yorumu buraya aynen alıyorum.

''Evcimen Yüksel Mercan: olamaz Suzzy bunları sen mi yaptın yoksa??!!! bayılırım şeftali reçeline kokusu bile burnumda mis gibi koktu:-)hele o dekorlar ne bacım bayıldım..ama bi fikrim geldi!!!:-))ihuhu..
1-derhal isimlerin sahibi kavanozlar isim sahiplerine gönderilcek!
2-öndeki pembe cam mumluk gibi şey neyse o Evcimenin reçelinin yanına eşantiyon olarak verilcek!!
senin çoluk çocuk naaparsa yapsın ben bilmem:-))''


3 Temmuz 2011 Pazar

KITLIK VAR... SAVAŞ ÇIKTI HABERİNİZ YOKMU...

bizim evde uydu bozuk olduğu için annemlere gittik bugün. akşam rumeli tv de yayınlanacak olan mübadele konserimizi izleyelim diye. baktım balkonda kocaman iki cuval var. bunlar ne dedim. annem trabzondan çay aldırdım dedi. tam yirmi kilo :) sonra mutfağa geçtim salata yapıyorum tezgah altından sıvı yağ alayım dedim. aman allahım beş teneke sıvı yağ :) yok artık. savaş çıktıda benmi bilmiyorum dedim. bunun üzerine annem bir çuvalda şeker alacağım demezmi. vala inanmayanlara resim ilede kanıtlarım. çok seviyorum onları iyiki varlar.




22 Haziran 2011 Çarşamba

Samsun Sigara Fabrikası

(İşte bu resimden bahsediyorum. Burası samsun sigara fabrikası. Restore edilse ve yol trafiğe kapatılsa,  masalar konulsa, aynı Dubrovnik' deki gibi ... 18/09/2009)
ŞİMDİ RESTORE EDİLİYOR ÇOK ŞÜKÜR. GÜZEL OLACAK GÜZEL 21/06/2011
Aşağıdaki resim DUBROVNİK. Ne kadar sigara fabrikasına benziyor değil mi? siz karar verin.
 

22 Mayıs 2011 Pazar

HANGİ ZAMANA

Kağıt kalem elimde, yazmak istiyorum.
Kelimeler yazıya dökülecekmi.
Ruhum anlatabilecek mi kendini yazıyla.

Oturduğum koltukta uzaklara bakıp
Uzak maviliklerde, sonsuz ufuk çizgisini geçmek istiyorum.
Bugün de bitti.

Derin bir nefes alıyorum.

Yarın kapıda bekliyor. O yarını kim görecek?

Zaman ne çabuk geçiyor. Eskiden bu kadar çabuk geçermiydi?

Yüzümde çizgilere yeni yeni çizgiler daha ekleniyor.

Eşya gibi insanda eskiyor, yavaş yavaş tükeniyor.
Çektiğim resimler anı olarak kalıyor.
Ruhum isyan ediyor, çığlıklarımı kimse duymuyor.
Sonra iç sesim sakin ol diyor, geçecek.
Kendi kendime sorular soruyorum.
Nereye gidiyorum, hangi zamana, neden bu koşuşturma?

Ne kadar ömrüm kaldı...

Hatta ölümüm nasıl olur acaba?

Neler yazıyorum ben Allahım.

Ruh halim ne kötü bugün, iyiki yazabiliyorum içimdeki kasırgayı.
Bırakmalıyım artık kalemi kağıdı,

Hadi hadi git şimdi.

Dinleme artık iç sesini.

 
Suzan Kaya Oruç


22 Nisan 2011 Cuma

HÜZÜN

Bazen karanlık bir gökyüzü,
Bazen denizde bir fırtına,
Bazen yağmur sonrası gökkuşağı.
Bazen hüzünlü gözyaşları,
Bazen bir tebessüm, bir bakış.
Bazen radyoda bir şarkı.
Bazen boğazda bir düğüm...

Sevgili Orhan Veli'nin dediği gibi
 '' Ne takayım, ne tekne.Öyle bir yerde olmalıyım ki Ne ışık,ne sis,ne buğu gibi..."
Suzan Kaya Oruç

26 Mart 2011 Cumartesi

UNUTULMAZLARDAN



 İlk solom, ilk düetim;
 İsmim okununca kalbim yerinden fırlayacaktı. Eğer ara nağme çalmasaydı belkide yığılıp kalacaktım.    Yaşanması gereken çok güzel bir heyecandı . 


ESKİ SOKAKLAR

          Yürüdüm bugün eski sokaklarda...
 Mübadele koromuzun  çalışması vardı. Hava soğuktu ama canım yürümek istedi. Çok değil belki birkaç yıl sonra bu sokaklarda yok olacaktı. Önce çocukluğumun geçtiği, yıkılan evimizin sokağından geçtim. İkinci bulvar açılacak diye evler bir bir yıkılmış. Komşularımızın çoğu Toki evlerine gitmişlerdi. Balkondan balkona konuştuğumuz, çayı hiç bitmeyen Kamuran teyzem yoktu artık. Onlarla geçen otuzaltı yıl bitmiş. Şimdilerde herkes kendi derdine düşmüş sadece bayramlarda görüşülen komşuluk ilişkileri haline dönmüştü. Evler yıkılmış, birbirine yakın pencereye, balkona çıkılınca görülen komşular yok olmuştu.

          Ramazanda sahuru beklerken o sıcak yaz günlerinde, davulun sesini duyup, ışığı kapatıp davulcunun kafasına mandal atan biz o yaramaz çocuklar sanki özksüz kalmıştık. Mahallemiz yıkılmış geriye hafızalarımıza kazınmış anılar kalmıştı. İşte o eski günlerin özlemiyle yürüdüm sokaklarda. Karşıdan kendi kendine konuşan genç bir adam geliyordu. Eskiden olsa deli derler. Şimdi kulağında kulaklık olduğunu herkesin bildiği, telefonla konuşan biri işte. Etrafıyla ilgisi yok, teknoloji bitirmiş herşeyi.

           Siyah beyaz televizyonların olduğu dönemlerde, herkesin merakla beklediği Dallas dizisini vardı. Annem bana o diziyi de izlettirmezdi. Evin tek çocuğu olmak zor. Hafta içi erkenden yatmak zorundaydım ertesi gün okul var diye.  Odamın kapısı açık olduğu için sesini duyardım televizyonun. Sonraları ayna tutup tersten izlemiştim diziyi.

          Hala yürüyorum...
 Çocuklar sokakta oynuyor, soğuk onları etkilemiyor çünkü onlar çocuk. Evlere bakıyorum içinde insanlar var sitelerde oturmuyorlar ama mutlular sıcacık yuvalarında. Belki yarın onlar da çıkmak zorunda kalacaklar. Evler yıkılacak, şimdi yürüdüğüm bu sokaklar olmayacak.

           Çay ocağının önünden geçiyorum. Dört genç dışardaki taburelere oturmuş. '' Muzo abi bize dört çay gönder'' diye bağırıyor. Yine içim cız ediyor, gözlerim doluyor yok yok soğuktan yaşarıyor. Tadını ala ala geçiyorum o sokakları bir bir. Derken üç katlı evleri olan dayımların sokağından geliyorum. Otuzsekiz yaşında kansere yakalanıp vefat eden dayımların evi. Benim küçükken onlarda kalmaya can attığım ev. Alt katta küçük dayım oturuyor. Anneannem ve dedem henüz yaşıyor...

           O kalabalık evde şimdi sadece yengem var. Herkes bir tarafa dağıldı.  Bütün kuzenler toplanıp, kibrit kutusunu yerde yuvarlayıp geldiği şekillere göre bir oyun oynardık. Şimdi oyunun adı bile yok.

          Bilmem anlatabildimmi duygularımı. Geçtim o sokakları yaşanmışlıklarıyla, sevgileriyle, anılarıyla, özlemleriyle...

         Türküde geçen sözler gibi ''bugün dost yaralanmış, yine gönlüm hoş değil.'
Suzan Kaya Oruç
http://www.dailymotion.com/video/x13x5h_gulay-yine-gonlum-hos-degil-live_music







SERÇELER

Hayatın güzel yanlarını görmek gerek.
Günaydın yeni gün;
Dünya çok güzel.
Sevilecek, sevinecek ne çok şey var
Karşı çatıya bayat ekmekleri atıp
Serçelerin bir anda o ekmekleri gelip yemesini izlemek gibi.
Bütün olumsuzlukların yanında böyle küçük ayrıntıları görmek
İşte beni mutlu eden şeylerden biri...

Suzan Kaya Oruç




17 Aralık 2010 Cuma

FIRTINA

Dışarıda fırtına


Deniz köpük küpük, dalga dalga

Savuruyor rüzgar

Düşüncelerimi sağa sola

Arkadaşlar uçuyoruz Samsun' da

Şiir yazılır bu havada

Bide kuzine sobanın yanında uyuma

Suzan Kaya Oruç yazdı yine uydurma.
17.12.2010




 


6 Aralık 2010 Pazartesi

gecenin sessizliğinde...
gecenin rengi ruhuna işlerken...
gecenin o dingin sularında...
gecenin o karanlığında...
gecenin kollarında....
bir güzel uyur kentparkta...
İYİ UYKULAR SESSİZ GÜZEL....

Ne şiirler yazılır
Hiç anlamadan dökülür kelimeler kağıda,
Ne kağıtlar biter nede kalemler,
Yürekteki bu sesler oldukça
( Her hakkı saklıdır efendim çünkü ben yazdım :) 26/11/2010

Mavi gözlerinde hüzünler bitmez
Yüzünden tatlı tebessüm eksilmez
İncitemez kimseyi kıramaz
Böyle filiz her zaman yeşermez.
Canım Arkadaşım FİLİZ' e..... Suzan Kaya Oruç..26/11/2010
Ruh önemli bu dünyada
Aynı mezarlıkta yatsan ne
Şu kısa hayatımızı
Kurallara mahkum ediyoruz yazık
Oysa....

3 Aralık 2010 Cuma

Hiç düşündünüz mü? Aynı dünyada, aynı gökyüzü altında, aynı havayı soluyoruz. Neden aynı dili konuşmuyoruz ki! Başka diller öğrenmek zorunda olmadan tüm insanlar aynı dili konuşsaydık, dünya ne güzel olurdu...

1 Aralık 2010 Çarşamba

GİZLİ MADEN


Gizli bir maden gibisin, keşfedilmeyi bekleyen.
Göğsünde ağlarken, huzur buldum ben.
Gözlerine hapsoldum, bakarken derinden.
Gecenin karanlığı çökmüş, şehir uzaklaşıyor benden.
Gökyüzü tüm güzelliği ile sarmış geceyi sessizden.
Gitme desem...
Gideceksin, gitmen gerektiğinden.

Suzan Kaya Oruç 01.12.2010