29 Temmuz 2019 Pazartesi

İLKOKUL ARKADAŞIM

Gerçekten sen o musun bilmiyorum ama Seydişehir Saadetler mahallesindeki baraka okulda 3. sınıfta biri gelmişti sınıfımıza. Hepimiz fakir köylü veya işçi çocukları iken sen şehirden gelmiştin ve şehirli giysilerin vardı. Ağzımız açık kalakalmıştık. Sanırım sadece 1 dönem veya 1 sene kaldın. Eviniz mahalleye biraz uzaktı, tepede bir yerdeydi galiba.
Benim adım .............. . Ayrıca Sanırım o zaman sınıfta foto falan çektirmemiştik. Ama bende 1. sınıfa dair bir tane var. Taratabilirsem sana gönderirim.
Bugün oturdum eski insanları facebookda arayayım dedim. Bir taraftanda "bizim zamanımızın insanları pek internet kullanmaz, olsa olsa bir kaç kişi kullanabilir diyordum ve de inanmayacaksın ama bu tahmin ettiklerimden biri de sendin. Çünkü sen çok havalı biriydin:) Sanırım Samsundan gelmiştiniz.
Selamlar, 27.06.2009




7 Ekim 2016 Cuma

ADI YOK BU SATIRLARIN

Tekrar yazmaya başlarsın.
Bıraktığın yerden.
Kâğıtlar yüreğin, kalemler duyguların olur.
Dökersin içini beyaz sayfalara.
Gölgen kucaklar seni sonsuz dalgalara.
Akar gider birkaç damla gözyaşı.
Bu acımasız hayata.

Suzan Kaya Oruç                  07.10.2016 / 22:38 Cuma





7 Aralık 2013 Cumartesi

MAVİ

Dönde bak bir geriye
Hayatın neresindesin
Dünyaya tepeden baksan ne
Hep olduğun yerdesin.

 Suzan Kaya Oruç

1 Eylül 2013 Pazar

DOĞUMGÜNÜM

bazen bir pencere açılır gökyüzüne.
kaybolup gidersin derinliklere...
bu iki cümleyi yazıp,
bloğuma taslak olarak kaydetmişim.
belki daha sonra tamamlarım diye.
ben daha sonradan tamamlayamam
ne çıkarsa gönülden o anda karalarım
bugün itibariyle
yaş oldu 43 yıl+3 gün
sağlıkla, ailemle, dostlarımla ...
TEŞEKKÜRLER

01.09.2013 Suzan Kaya ORUÇ













2 Ocak 2013 Çarşamba

ZEYTİNLİK MAHALLESİ

            30 Aralık 2012 pazar. Sinop' ta güneşli, soğuk bir gün. Önce Seyyid Bilal Hazretleri Türbesini ziyaret ettik. Camiye girdiğimde bayanlara ayrılan üst kattaki bölüme çıktım. Aşağıda hoca Mevlid okuyordu.  Biraz oturup  dinledim. Sonra aşağıya inip ayrı bir kapıdan türbeye geçtim. Odadaki manevi hava bambaşkaydı. Hocanın okuduğu Kuran-ı Kerim' in sesi kapalı kapının ardından, derin derin icerde yankılanırken, ruhum daha bir  huzur buldu.
            Türbeden çıkarak Zeytinlik Mahallesinde yürümeye devam ettik. Mübadele ile birlikte evlerini barklarını terk edip giden Rumlardan kalan evler dar sokakların etrafında tek tük kalmış, kimisinin bacası tüterken kimisinin camları kırılmıştı. Ha yıkıldı ha yıkılacak halde olanlardan birinin, kırık camından içeri baktım. Evin mutfak kısmıydı ve raflı terek duvarda hala asılydı. Kimbilir hangi mübadil aile şenlendirmiştir bu evi, kaç yer sofrası kurulup, dışardan gelen zeytin ağaçlarının kokusunda yemekler yenmiştir diye düşündüm.
            Yine hüzünle sevgiyle aşkla seyrettim onları. Fotoğrafladım tek tek. Evlerin bahçelerinde kocaman zeytin ağaçları, mahalleye adını verdiği için yok olmamak, kimbilir hangi siteyi yaparken kesilmemek için direnen güzelim ağaçlar.
            Yokuş aşağı ne cabuk inmiştik. Bitmişti işte o gizemli mahalle birden. Çarşıyla kucaklaşıp iskeleye doğru yürüdük. İskelede soğuk daha bi ısırıyodu,  denizden gelen rüzgar insanı iliklerine kadar üşütüyordu. O soğukta balıkçı gemilerinin tayfaları ahenk içinde ağlarını topluyor, ben ise bir şehrin  ancak bu kadar güzel olabileceğini düşünüyordum.

ASLINDA DOSTLAR...
GÜZEL OLAN; NEREYE NASIL BAKTIĞIN DEĞİL, NEYİ GÖRDÜĞÜNDÜR.

Suzan Kaya ORUÇ





           

24 Temmuz 2012 Salı

RAMAZAN

Balkonda ışıkları yakmadan oturuyorum.
Denizden ılık ve sert bir rüzgar esiyor.
Herkes iftarını yapmış, çay kaşığının bardağı karıştıran güzel tınısı geliyor kulaklarıma.
Karşı komşuda Ahmet Kaya çalıyor.
Şehrin ışıkları arasında huzur verircesine, bütün camilerin ışıkları yanıyor.
Bizazdan misafir gelecek. Bloğuma aklımdan geçenleri yazıyorum beş dakikada
Bu en uzun ramazan günlerinde, ben geceleri çok seviyorum.
Saat 21:14 Suzan Kaya Oruç

19 Haziran 2012 Salı

Artık Yazmaya Karar Verdim.
31.07.2010 cumartesi saat: 13:52
Sıcak bir gün...

gecenin sessizliğinde.
gecenin rengi ruhuna işlerken
gecenin o dingin sularında
gecenin o karanlığında
gecenin kollarında
bir güzel uyur kentparkta...
Ahanda Sabişim sesin için yazdım bak iki dakikada


İYİ UYKULAR SESSİZ GÜZEL....
Ne şiirler yazılır
Hiç anlamadan dökülür kelimeler kağıda,
Ne kağıtlar biter nede kalemler,
Yürekteki bu sesler oldukça

( Her hakkı saklıdır efendim çünkü ben yazdım :) 26/11/2010

Mavi gözlerinde hüzünler bitmez
Yüzünden tatlı tebessüm eksilmez
İncitemez kimseyi kıramaz
Böyle filiz her zaman yeşermez.
Canım Arkadaşım Filiz' e..... Suzan Kaya Oruç..




























































12 Mayıs 2012 Cumartesi

BASINDA BEN...

http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=3552

http://www.mnazim.com/konu-eski-sokaklar-874.html

http://www.balkangunlugu.com/v3/index.php?option=com_content&view=article&id=5150:kac-yl-gecti-aradanayr-gayr-&catid=39:akner&Itemid=450

http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=3331

http://www.gerzegundemhaber.com/guncel/sgk-lilar-tam-kadro-gerzede-h1933.html

ÇİĞ KÖFTELİ BULUŞMA

ÇİĞ KÖFTELİ BULUŞMA


12 Nisan 2011 / 13:35

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Çalışanları Sanat ve Kültür Derneği üyeleri, çiğ köfteli dayanışma etkinliği düzenledi

Atakum'da bir çay bahçesinde düzenlenen etkinlikte konuşan dernek Başkanı Av. Selahattin Güngörmez, dernek üyeleri arasında birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenlediklerini söyledi. Derneğin gelişmesi ve daha aktif olması için çalıştıklarını belirten Güngörmez, "Dernek üyelerimizle kültürel ve sanatsal anlamda yapacağımız çalışmaları görüşmek üzere bir araya geldik. Yapılacak aktiviteleri görüşürken de çiğ köfteli ve müzikli olmasını da istedik. Amacımız farklı mekanlarda farklı aktiviteler gerçekleştirmek" dedi.

http://www.dengegazetesi.com.tr/news_detail.php?id=55989

9 Aralık 2011 Cuma

ORDA BİR EV VAR UZAKTA

            Sene 1972 ben daha iki yaşındayım. O zamanın şartları gereği ailecek Samsun’dan Konya Beyşehir’ e yerleştik. Babam Seydişehir Alüminyum Fabrikasında kaynak ustası olarak çalışmaya başladı. Beyşehir’ de içten merdiveni olan cumbalı bir evde oturuyorduk. Aradan altı yıl geçmişti. Babam hep aklına eseni yapan bir adamdı. Bir evimiz olsun diye almıştı o kasabanın dışındaki arsayı. Arsa Fabrikaya uzak bir yerdeydi. Arsaya bakmaya gittiğimizde, babamın heyecanına karşı annemin yeşil gözerindeki hüznü gördüm. Annem ‘burada nasıl yaşarız baksana kasabaya ne kadar uzak’ derken babamın onu dinlemeyeceğini biliyordu. Zaten arsayı aldıktan sonra söylemişti anneme. O arsaya evimizin yapılması bir yılı buldu.

            Bizim evimizin olduğu yerde elektik ve su yoktu. Gece lüksle aydınlanıp, televizyonun kara ekranına bakıp, babama için için kızıp izleyemiyorum diye çocuk kalbimle üzülürdüm. O evde koca bir yıl oturduk yazı, kışı, baharı tükettik. Kar yağmıştı benim boyum kadar. Ben dokuz yaşındaydım. Babam önden yürüyüp yolu açıyor biz annemle arkadan onun açtığı izi takip ederek benim baraka okuluma gidiyorduk. Annem bazen kızıp ‘bizi buralara niye getirdin’ diye söyleniyordu.

            Annem o yaz bahçeye çeşit çeşit çiçekler, sebzeler ekti. Köylü bir teyze anneme ‘kızım burada bunlar olmaz’ demesine rağmen annem kuyudan çektiği sularla onları sulayıp öyle güzel baktı ki, çiçekler açıp sebzeler büyüyünce köylüler bile şaşırdı. Annem bahçede harikalar yaratmıştı. Babamda selvi ve çam ağaçları dikmişti sınırlara. Biz o hayata tam alışmışken Samsun’ dan babaannemin vefat haberi geldi. Halamlar, babam evin tek oğlu olduğu için gel ana ocağını tüttür diyorlardı. Babam daha fazla dayanamayıp tazminatını alıp işten ayrıldı. Babamın alın teriyle yaptığı o bir yılımızın geçtiği evden ayrılışımız böyle oldu.

           Uzun yaz gecelerinde Gökyüzünde Ay o kadar büyüktü ki ben hayatım boyunca bir daha o kadar büyük bir ay görmedim. Çocukluğumdaki Ay. Evin etrafı ekin tarlalarıyla doluydu. Ekinler büyüdükçe benim boyumu aşardı. Önce yeşil sonra iklimin sarısı, toprağı kırmızıydı sanki oraların. Kurt köpeğimiz ve kapkara bir kedimiz vardı. Gece evin etrafında kuş uçurtmazdı. Eşyalarımız kamyona yükleyip giderken, kedimizi de aldık fakat köpeğimizi orada bırakmak zorundaydık. Onun Kamyonun peşinden koşarak bizimle gelmek istemesini bugün gibi hatırlarım. Kamyon hızlandıkça onu terk ettiğimizi anlamış gibi olanca gücüyle koşmuş koşmuştu. Yetişemeyeceğini anlayınca durup, biz gözden kaybolana kadar yerinden ayrılmamış öylece bakmıştı, belki de ağlamıştı. İçimden bir parça koptu sanki. Hepimizin gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Aslında şimdi gittiğimiz Samsun’daki evimizin de bahçesi vardı keşke bizimle gelebilseydi. Niye onu almadık ki?

            Yıllar sonra bulduğum, o baraka sınıftan arkadaşım Hicret bu yıl bana evimizin fotoğraflarını çekip gönderdi. İlk baktığım zaman kalbim yerinden çıkacaktı sanki gözlerime inanamadım. 1979 yılı o anda o evde donup kalmış, aradan otuz iki yıl geçmiş evimizin yanında tek bir değişiklik olmamıştı. Benim o kocaman yılanı gördüğüm ağaç bile aynıydı. Sadece babamın diktiği selvi ağaçları zamanın ne kadar geçtiğini hatırlatıyordu.

            Anılarımda kalan, ekin tarlalarının içinde kaybolan evimizin fotoğrafı, bana çocukluğumun o koca bir yılını hediye etti. Teşekkürler Hicret…


Suzan Kaya Oruç
9.12.2011


           

14 Kasım 2011 Pazartesi

ÇOCUKKEN

biz çocukken,
bilyeli arabalarımız vardı
yokuş aşağı hızla sürdüğümüz
gürültüden rahatsız olan komşu teyzelerimiz
başımızdan boşalan sular... 14.11.2011

12 Kasım 2011 Cumartesi

11.11.11 PALİNDROMU HASRET BİTTİ

Dün gece saat: 22.30 telefon çalıyor. Ben hayırdır inşallah derken eşim telefonu açıyor. Gece gelen telefonlardan çok korkarım, kötü bir haber alacakmışım gibi gelir bana. Babam arıyor sesi çok heyecanlı, ahizedeki konuşmasını ben oturduğum yerden bile duyabiliyorum. Size geliyoruz Susan aradı şimdi telefon etti ablamla kamerayla görüşeceğiz diyor. Susan benim yıllar önce Almanya’ ya işçi olarak çalışmaya giden halamın kızı. Tam yirmisekiz yıl dile kolay babamla halam birbirlerinin yüzlerini görmemişler fakat  sağlık haberlerini almışlar. Ben en son halamı gördüğümde on iki yaşındaydım. Susan’ da bizleri ilk defa görecek.
Kapının zili çaldı annem ve babam geldi. Bir sosyal paylaşım sitesinden Susan’ la iletişim kurduk. Herkes pc başında heyecan içinde, işte işte bağlantı kuruldu. Babam ve halam kamerada karşı karşıya...
Bizim ve onların evinde bir çığlık koptu.
Gözyaşları sel oldu.
Yirmisekiz yıllık hasret bu gece son buldu.
Halam yaşlanmış, saçları bembeyaz olmuş ama sesi hiç değişmemiş hala çocukluğumda, hafızamda kalan sesiyle konuşuyor. Eskilerden, yenilerden konuşuldu  pc başında kaç saat geçti bilmiyorum. O gün tarih bize sürpriz yaptı.  11.11.11 palindromu bize bunları yaşattı.

Suzan Kaya Oruç
12/11/2011


23 Eylül 2011 Cuma

SEYDİŞEHİR

Benim çocukuğumun bir kısmı Konya Beyşehir ve Şeydişehir' de geçti. Babam Seydişehir Aleminyum Fabrikasında çalışıyordu. İlçenin biraz dışında arsa alıp oraya ev yaptı. Ben ilkokul 3. sınıfa orada gittim bir yıl kaldık o evde. Babam merkezden  okadar uzağa ev yapmış ki su ve elektrik olmadan oturduk. Geçen bayram ailesi Seydişehir' de oturan ama İst. yaşayan ilkokul arkadaşım bayram için Seydişehir'e gidecekti. Ne olur bizim evin resmini çek çok merak ediyorum dedim. Tamam ama bilmiyorum yerini şimdi oralar değişmiştir dedi. Ben tarif ettim. Oraya gidip rastgele resimler çekmiş. Gözlerime inanamadım. Sanki hayat fotoğrafta 1979 yılında donmuş gibiydi. Ev aynı evin ertafı aynı hiç değişmemiş. Benim o kocaman yılanı gördüğüm ağaç bile aynı. Anneme gösterdim resmi ikimizin boğazında düğümlenen yaşlar, birbirimizin gözlerine bakınca sel oldu... İşte evimiz; otuziki yıl sanki hiç geçmemiş  donmuş kalmış, benim çocuk hafızamda kalan tablo gibi.