30 Aralık 2012 pazar. Sinop' ta güneşli, soğuk bir gün. Önce Seyyid Bilal Hazretleri Türbesini ziyaret ettik. Camiye girdiğimde bayanlara ayrılan üst kattaki bölüme çıktım. Aşağıda hoca Mevlid okuyordu. Biraz oturup dinledim. Sonra aşağıya inip ayrı bir kapıdan türbeye geçtim. Odadaki manevi hava bambaşkaydı. Hocanın okuduğu Kuran-ı Kerim' in sesi kapalı kapının ardından, derin derin icerde yankılanırken, ruhum daha bir huzur buldu.
Türbeden çıkarak Zeytinlik Mahallesinde yürümeye devam ettik. Mübadele ile birlikte evlerini barklarını terk edip giden Rumlardan kalan evler dar sokakların etrafında tek tük kalmış, kimisinin bacası tüterken kimisinin camları kırılmıştı. Ha yıkıldı ha yıkılacak halde olanlardan birinin, kırık camından içeri baktım. Evin mutfak kısmıydı ve raflı terek duvarda hala asılydı. Kimbilir hangi mübadil aile şenlendirmiştir bu evi, kaç yer sofrası kurulup, dışardan gelen zeytin ağaçlarının kokusunda yemekler yenmiştir diye düşündüm.
Yine hüzünle sevgiyle aşkla seyrettim onları. Fotoğrafladım tek tek. Evlerin bahçelerinde kocaman zeytin ağaçları, mahalleye adını verdiği için yok olmamak, kimbilir hangi siteyi yaparken kesilmemek için direnen güzelim ağaçlar.
Yokuş aşağı ne cabuk inmiştik. Bitmişti işte o gizemli mahalle birden. Çarşıyla kucaklaşıp iskeleye doğru yürüdük. İskelede soğuk daha bi ısırıyodu, denizden gelen rüzgar insanı iliklerine kadar üşütüyordu. O soğukta balıkçı gemilerinin tayfaları ahenk içinde ağlarını topluyor, ben ise bir şehrin ancak bu kadar güzel olabileceğini düşünüyordum.
ASLINDA DOSTLAR...
GÜZEL OLAN; NEREYE NASIL BAKTIĞIN DEĞİL, NEYİ GÖRDÜĞÜNDÜR.
Suzan Kaya ORUÇ
2 Ocak 2013 Çarşamba
24 Temmuz 2012 Salı
RAMAZAN
Balkonda ışıkları yakmadan oturuyorum.
Denizden ılık ve sert bir rüzgar esiyor.
Herkes iftarını yapmış, çay kaşığının bardağı karıştıran güzel tınısı geliyor kulaklarıma.
Karşı komşuda Ahmet Kaya çalıyor.
Şehrin ışıkları arasında huzur verircesine, bütün camilerin ışıkları yanıyor.
Bizazdan misafir gelecek. Bloğuma aklımdan geçenleri yazıyorum beş dakikada
Bu en uzun ramazan günlerinde, ben geceleri çok seviyorum.
Saat 21:14 Suzan Kaya Oruç
Denizden ılık ve sert bir rüzgar esiyor.
Herkes iftarını yapmış, çay kaşığının bardağı karıştıran güzel tınısı geliyor kulaklarıma.
Karşı komşuda Ahmet Kaya çalıyor.
Şehrin ışıkları arasında huzur verircesine, bütün camilerin ışıkları yanıyor.
Bizazdan misafir gelecek. Bloğuma aklımdan geçenleri yazıyorum beş dakikada
Bu en uzun ramazan günlerinde, ben geceleri çok seviyorum.
Saat 21:14 Suzan Kaya Oruç
19 Haziran 2012 Salı
Artık Yazmaya Karar Verdim.
31.07.2010 cumartesi saat: 13:52
Sıcak bir gün...
31.07.2010 cumartesi saat: 13:52
Sıcak bir gün...
gecenin sessizliğinde.
gecenin rengi ruhuna işlerken
gecenin o dingin sularında
gecenin o karanlığında
gecenin kollarında
bir güzel uyur kentparkta...
gecenin o dingin sularında
gecenin o karanlığında
gecenin kollarında
bir güzel uyur kentparkta...
Ahanda Sabişim sesin için yazdım bak iki dakikada
İYİ UYKULAR SESSİZ GÜZEL....
Ne şiirler yazılır
Hiç anlamadan dökülür kelimeler kağıda,
Ne kağıtlar biter nede kalemler,
Yürekteki bu sesler oldukça
( Her hakkı saklıdır efendim çünkü ben yazdım :) 26/11/2010
Mavi gözlerinde hüzünler bitmez
Yüzünden tatlı tebessüm eksilmez
İncitemez kimseyi kıramaz
Böyle filiz her zaman yeşermez.
Canım Arkadaşım Filiz' e..... Suzan Kaya Oruç..
Ne şiirler yazılır
Hiç anlamadan dökülür kelimeler kağıda,
Ne kağıtlar biter nede kalemler,
Yürekteki bu sesler oldukça
( Her hakkı saklıdır efendim çünkü ben yazdım :) 26/11/2010
Mavi gözlerinde hüzünler bitmez
Yüzünden tatlı tebessüm eksilmez
İncitemez kimseyi kıramaz
Böyle filiz her zaman yeşermez.
Canım Arkadaşım Filiz' e..... Suzan Kaya Oruç..
13 Mayıs 2012 Pazar
12 Mayıs 2012 Cumartesi
BASINDA BEN...
http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=3552
http://www.mnazim.com/konu-eski-sokaklar-874.html
http://www.balkangunlugu.com/v3/index.php?option=com_content&view=article&id=5150:kac-yl-gecti-aradanayr-gayr-&catid=39:akner&Itemid=450
http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=3331
http://www.gerzegundemhaber.com/guncel/sgk-lilar-tam-kadro-gerzede-h1933.html
http://www.mnazim.com/konu-eski-sokaklar-874.html
http://www.balkangunlugu.com/v3/index.php?option=com_content&view=article&id=5150:kac-yl-gecti-aradanayr-gayr-&catid=39:akner&Itemid=450
http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=3331
http://www.gerzegundemhaber.com/guncel/sgk-lilar-tam-kadro-gerzede-h1933.html
ÇİĞ KÖFTELİ BULUŞMA
ÇİĞ KÖFTELİ BULUŞMA
12 Nisan 2011 / 13:35
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Çalışanları Sanat ve Kültür Derneği üyeleri, çiğ köfteli dayanışma etkinliği düzenledi
Atakum'da bir çay bahçesinde düzenlenen etkinlikte konuşan dernek Başkanı Av. Selahattin Güngörmez, dernek üyeleri arasında birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenlediklerini söyledi. Derneğin gelişmesi ve daha aktif olması için çalıştıklarını belirten Güngörmez, "Dernek üyelerimizle kültürel ve sanatsal anlamda yapacağımız çalışmaları görüşmek üzere bir araya geldik. Yapılacak aktiviteleri görüşürken de çiğ köfteli ve müzikli olmasını da istedik. Amacımız farklı mekanlarda farklı aktiviteler gerçekleştirmek" dedi.
http://www.dengegazetesi.com.tr/news_detail.php?id=55989
12 Nisan 2011 / 13:35
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Çalışanları Sanat ve Kültür Derneği üyeleri, çiğ köfteli dayanışma etkinliği düzenledi
Atakum'da bir çay bahçesinde düzenlenen etkinlikte konuşan dernek Başkanı Av. Selahattin Güngörmez, dernek üyeleri arasında birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenlediklerini söyledi. Derneğin gelişmesi ve daha aktif olması için çalıştıklarını belirten Güngörmez, "Dernek üyelerimizle kültürel ve sanatsal anlamda yapacağımız çalışmaları görüşmek üzere bir araya geldik. Yapılacak aktiviteleri görüşürken de çiğ köfteli ve müzikli olmasını da istedik. Amacımız farklı mekanlarda farklı aktiviteler gerçekleştirmek" dedi.
http://www.dengegazetesi.com.tr/news_detail.php?id=55989
9 Aralık 2011 Cuma
ORDA BİR EV VAR UZAKTA
Sene 1972 ben daha iki yaşındayım. O zamanın şartları gereği ailecek Samsun’dan Konya Beyşehir’ e yerleştik. Babam Seydişehir Alüminyum Fabrikasında kaynak ustası olarak çalışmaya başladı. Beyşehir’ de içten merdiveni olan cumbalı bir evde oturuyorduk. Aradan altı yıl geçmişti. Babam hep aklına eseni yapan bir adamdı. Bir evimiz olsun diye almıştı o kasabanın dışındaki arsayı. Arsa Fabrikaya uzak bir yerdeydi. Arsaya bakmaya gittiğimizde, babamın heyecanına karşı annemin yeşil gözerindeki hüznü gördüm. Annem ‘burada nasıl yaşarız baksana kasabaya ne kadar uzak’ derken babamın onu dinlemeyeceğini biliyordu. Zaten arsayı aldıktan sonra söylemişti anneme. O arsaya evimizin yapılması bir yılı buldu.
Bizim evimizin olduğu yerde elektik ve su yoktu. Gece lüksle aydınlanıp, televizyonun kara ekranına bakıp, babama için için kızıp izleyemiyorum diye çocuk kalbimle üzülürdüm. O evde koca bir yıl oturduk yazı, kışı, baharı tükettik. Kar yağmıştı benim boyum kadar. Ben dokuz yaşındaydım. Babam önden yürüyüp yolu açıyor biz annemle arkadan onun açtığı izi takip ederek benim baraka okuluma gidiyorduk. Annem bazen kızıp ‘bizi buralara niye getirdin’ diye söyleniyordu.
Annem o yaz bahçeye çeşit çeşit çiçekler, sebzeler ekti. Köylü bir teyze anneme ‘kızım burada bunlar olmaz’ demesine rağmen annem kuyudan çektiği sularla onları sulayıp öyle güzel baktı ki, çiçekler açıp sebzeler büyüyünce köylüler bile şaşırdı. Annem bahçede harikalar yaratmıştı. Babamda selvi ve çam ağaçları dikmişti sınırlara. Biz o hayata tam alışmışken Samsun’ dan babaannemin vefat haberi geldi. Halamlar, babam evin tek oğlu olduğu için gel ana ocağını tüttür diyorlardı. Babam daha fazla dayanamayıp tazminatını alıp işten ayrıldı. Babamın alın teriyle yaptığı o bir yılımızın geçtiği evden ayrılışımız böyle oldu.
Uzun yaz gecelerinde Gökyüzünde Ay o kadar büyüktü ki ben hayatım boyunca bir daha o kadar büyük bir ay görmedim. Çocukluğumdaki Ay. Evin etrafı ekin tarlalarıyla doluydu. Ekinler büyüdükçe benim boyumu aşardı. Önce yeşil sonra iklimin sarısı, toprağı kırmızıydı sanki oraların. Kurt köpeğimiz ve kapkara bir kedimiz vardı. Gece evin etrafında kuş uçurtmazdı. Eşyalarımız kamyona yükleyip giderken, kedimizi de aldık fakat köpeğimizi orada bırakmak zorundaydık. Onun Kamyonun peşinden koşarak bizimle gelmek istemesini bugün gibi hatırlarım. Kamyon hızlandıkça onu terk ettiğimizi anlamış gibi olanca gücüyle koşmuş koşmuştu. Yetişemeyeceğini anlayınca durup, biz gözden kaybolana kadar yerinden ayrılmamış öylece bakmıştı, belki de ağlamıştı. İçimden bir parça koptu sanki. Hepimizin gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Aslında şimdi gittiğimiz Samsun’daki evimizin de bahçesi vardı keşke bizimle gelebilseydi. Niye onu almadık ki?
Yıllar sonra bulduğum, o baraka sınıftan arkadaşım Hicret bu yıl bana evimizin fotoğraflarını çekip gönderdi. İlk baktığım zaman kalbim yerinden çıkacaktı sanki gözlerime inanamadım. 1979 yılı o anda o evde donup kalmış, aradan otuz iki yıl geçmiş evimizin yanında tek bir değişiklik olmamıştı. Benim o kocaman yılanı gördüğüm ağaç bile aynıydı. Sadece babamın diktiği selvi ağaçları zamanın ne kadar geçtiğini hatırlatıyordu.
Anılarımda kalan, ekin tarlalarının içinde kaybolan evimizin fotoğrafı, bana çocukluğumun o koca bir yılını hediye etti. Teşekkürler Hicret…
Suzan Kaya Oruç
9.12.2011
Bizim evimizin olduğu yerde elektik ve su yoktu. Gece lüksle aydınlanıp, televizyonun kara ekranına bakıp, babama için için kızıp izleyemiyorum diye çocuk kalbimle üzülürdüm. O evde koca bir yıl oturduk yazı, kışı, baharı tükettik. Kar yağmıştı benim boyum kadar. Ben dokuz yaşındaydım. Babam önden yürüyüp yolu açıyor biz annemle arkadan onun açtığı izi takip ederek benim baraka okuluma gidiyorduk. Annem bazen kızıp ‘bizi buralara niye getirdin’ diye söyleniyordu.
Annem o yaz bahçeye çeşit çeşit çiçekler, sebzeler ekti. Köylü bir teyze anneme ‘kızım burada bunlar olmaz’ demesine rağmen annem kuyudan çektiği sularla onları sulayıp öyle güzel baktı ki, çiçekler açıp sebzeler büyüyünce köylüler bile şaşırdı. Annem bahçede harikalar yaratmıştı. Babamda selvi ve çam ağaçları dikmişti sınırlara. Biz o hayata tam alışmışken Samsun’ dan babaannemin vefat haberi geldi. Halamlar, babam evin tek oğlu olduğu için gel ana ocağını tüttür diyorlardı. Babam daha fazla dayanamayıp tazminatını alıp işten ayrıldı. Babamın alın teriyle yaptığı o bir yılımızın geçtiği evden ayrılışımız böyle oldu.
Uzun yaz gecelerinde Gökyüzünde Ay o kadar büyüktü ki ben hayatım boyunca bir daha o kadar büyük bir ay görmedim. Çocukluğumdaki Ay. Evin etrafı ekin tarlalarıyla doluydu. Ekinler büyüdükçe benim boyumu aşardı. Önce yeşil sonra iklimin sarısı, toprağı kırmızıydı sanki oraların. Kurt köpeğimiz ve kapkara bir kedimiz vardı. Gece evin etrafında kuş uçurtmazdı. Eşyalarımız kamyona yükleyip giderken, kedimizi de aldık fakat köpeğimizi orada bırakmak zorundaydık. Onun Kamyonun peşinden koşarak bizimle gelmek istemesini bugün gibi hatırlarım. Kamyon hızlandıkça onu terk ettiğimizi anlamış gibi olanca gücüyle koşmuş koşmuştu. Yetişemeyeceğini anlayınca durup, biz gözden kaybolana kadar yerinden ayrılmamış öylece bakmıştı, belki de ağlamıştı. İçimden bir parça koptu sanki. Hepimizin gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Aslında şimdi gittiğimiz Samsun’daki evimizin de bahçesi vardı keşke bizimle gelebilseydi. Niye onu almadık ki?
Yıllar sonra bulduğum, o baraka sınıftan arkadaşım Hicret bu yıl bana evimizin fotoğraflarını çekip gönderdi. İlk baktığım zaman kalbim yerinden çıkacaktı sanki gözlerime inanamadım. 1979 yılı o anda o evde donup kalmış, aradan otuz iki yıl geçmiş evimizin yanında tek bir değişiklik olmamıştı. Benim o kocaman yılanı gördüğüm ağaç bile aynıydı. Sadece babamın diktiği selvi ağaçları zamanın ne kadar geçtiğini hatırlatıyordu.
Anılarımda kalan, ekin tarlalarının içinde kaybolan evimizin fotoğrafı, bana çocukluğumun o koca bir yılını hediye etti. Teşekkürler Hicret…
Suzan Kaya Oruç
9.12.2011
14 Kasım 2011 Pazartesi
ÇOCUKKEN
biz çocukken,
bilyeli arabalarımız vardı
yokuş aşağı hızla sürdüğümüz
gürültüden rahatsız olan komşu teyzelerimiz
başımızdan boşalan sular... 14.11.2011
bilyeli arabalarımız vardı
yokuş aşağı hızla sürdüğümüz
gürültüden rahatsız olan komşu teyzelerimiz
başımızdan boşalan sular... 14.11.2011
12 Kasım 2011 Cumartesi
11.11.11 PALİNDROMU HASRET BİTTİ
Dün gece saat: 22.30 telefon çalıyor. Ben hayırdır inşallah derken eşim telefonu açıyor. Gece gelen telefonlardan çok korkarım, kötü bir haber alacakmışım gibi gelir bana. Babam arıyor sesi çok heyecanlı, ahizedeki konuşmasını ben oturduğum yerden bile duyabiliyorum. Size geliyoruz Susan aradı şimdi telefon etti ablamla kamerayla görüşeceğiz diyor. Susan benim yıllar önce Almanya’ ya işçi olarak çalışmaya giden halamın kızı. Tam yirmisekiz yıl dile kolay babamla halam birbirlerinin yüzlerini görmemişler fakat sağlık haberlerini almışlar. Ben en son halamı gördüğümde on iki yaşındaydım. Susan’ da bizleri ilk defa görecek.
Kapının zili çaldı annem ve babam geldi. Bir sosyal paylaşım sitesinden Susan’ la iletişim kurduk. Herkes pc başında heyecan içinde, işte işte bağlantı kuruldu. Babam ve halam kamerada karşı karşıya...
Bizim ve onların evinde bir çığlık koptu.
Gözyaşları sel oldu.
Yirmisekiz yıllık hasret bu gece son buldu.
Halam yaşlanmış, saçları bembeyaz olmuş ama sesi hiç değişmemiş hala çocukluğumda, hafızamda kalan sesiyle konuşuyor. Eskilerden, yenilerden konuşuldu pc başında kaç saat geçti bilmiyorum. O gün tarih bize sürpriz yaptı. 11.11.11 palindromu bize bunları yaşattı.
Suzan Kaya Oruç
12/11/2011
Kapının zili çaldı annem ve babam geldi. Bir sosyal paylaşım sitesinden Susan’ la iletişim kurduk. Herkes pc başında heyecan içinde, işte işte bağlantı kuruldu. Babam ve halam kamerada karşı karşıya...
Bizim ve onların evinde bir çığlık koptu.
Gözyaşları sel oldu.
Yirmisekiz yıllık hasret bu gece son buldu.
Halam yaşlanmış, saçları bembeyaz olmuş ama sesi hiç değişmemiş hala çocukluğumda, hafızamda kalan sesiyle konuşuyor. Eskilerden, yenilerden konuşuldu pc başında kaç saat geçti bilmiyorum. O gün tarih bize sürpriz yaptı. 11.11.11 palindromu bize bunları yaşattı.
Suzan Kaya Oruç
12/11/2011
23 Eylül 2011 Cuma
SEYDİŞEHİR
Benim çocukuğumun bir kısmı Konya Beyşehir ve Şeydişehir' de geçti. Babam Seydişehir Aleminyum Fabrikasında çalışıyordu. İlçenin biraz dışında arsa alıp oraya ev yaptı. Ben ilkokul 3. sınıfa orada gittim bir yıl kaldık o evde. Babam merkezden okadar uzağa ev yapmış ki su ve elektrik olmadan oturduk. Geçen bayram ailesi Seydişehir' de oturan ama İst. yaşayan ilkokul arkadaşım bayram için Seydişehir'e gidecekti. Ne olur bizim evin resmini çek çok merak ediyorum dedim. Tamam ama bilmiyorum yerini şimdi oralar değişmiştir dedi. Ben tarif ettim. Oraya gidip rastgele resimler çekmiş. Gözlerime inanamadım. Sanki hayat fotoğrafta 1979 yılında donmuş gibiydi. Ev aynı evin ertafı aynı hiç değişmemiş. Benim o kocaman yılanı gördüğüm ağaç bile aynı. Anneme gösterdim resmi ikimizin boğazında düğümlenen yaşlar, birbirimizin gözlerine bakınca sel oldu... İşte evimiz; otuziki yıl sanki hiç geçmemiş donmuş kalmış, benim çocuk hafızamda kalan tablo gibi.

7 Eylül 2011 Çarşamba
İKİ KUM TANESİ
Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler.uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler.
Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine “sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim” demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar.Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar.Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.
Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmedenmesafelere engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. “Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize” demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler.
Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin sevdalarının yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş “Allah’ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin.”
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla sabırla acıyla yakında uzakta…her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar.
Sevmeyi bildikten sonra mesafeler acılar yıllar aylar…asla sevdayı söndürmez!…
Ama…
Sevmeyi bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan!…(Alıntı)
Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine “sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim” demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar.Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar.Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.
Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmedenmesafelere engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. “Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize” demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler.
Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin sevdalarının yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş “Allah’ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin.”
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla sabırla acıyla yakında uzakta…her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar.
Sevmeyi bildikten sonra mesafeler acılar yıllar aylar…asla sevdayı söndürmez!…
Ama…
Sevmeyi bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan!…(Alıntı)
31 Ağustos 2011 Çarşamba
mesajlar
Bazen arkadaşlarımdan gelen mesajlar beni öyle duygulandırıp mutlu ediyor, benim hakkımda düşündüklerini öyle güzel ifade ediyorlar ki o güzel ve özel olan mesajların, kaybolup gitmemesi için sayfamda yazıp saklamayı düşünüyorum. Keşke daha önce aklıma gelseydi. Zaman kaybetme zamanı değil ...
--- ömrünün hikayesini yazan en büyük ve en güzel yazıcı, gönlünden geçen güzellikler alnına kader diye yazılsın. herşey gönlünce olsun mübarek bayramın kutlu olsun. (Sevim Sezgin)
Ahmet Ölmez' den duydum bugün bu sözü '' Kırk yaşına kadar kuzu, kırk yaşından sonra kuzunun yediklerini yiyecekmişsin.''
saçlarına güneşin sarısı düsmüş yüregi yazın sıcagı kadar sıcak. hayatına 3 güzel gül kondurmus, güller goncayken kendide goncalıkta durmuş güzel ablacım nice sağlıklı hayırlı güzel beraber mutlu huzurlu ve gönlünden gecen ne varsa elde ettigin yıllar hep şimdiki kadr genç senin olsun
eda yiğit doğum günümde yazdı.
--- ömrünün hikayesini yazan en büyük ve en güzel yazıcı, gönlünden geçen güzellikler alnına kader diye yazılsın. herşey gönlünce olsun mübarek bayramın kutlu olsun. (Sevim Sezgin)
Ahmet Ölmez' den duydum bugün bu sözü '' Kırk yaşına kadar kuzu, kırk yaşından sonra kuzunun yediklerini yiyecekmişsin.''
saçlarına güneşin sarısı düsmüş yüregi yazın sıcagı kadar sıcak. hayatına 3 güzel gül kondurmus, güller goncayken kendide goncalıkta durmuş güzel ablacım nice sağlıklı hayırlı güzel beraber mutlu huzurlu ve gönlünden gecen ne varsa elde ettigin yıllar hep şimdiki kadr genç senin olsun
eda yiğit doğum günümde yazdı.
29 Ağustos 2011 Pazartesi
bu recelleri 2009' un Ağustos ayında yapmıştım. Aslında her yıl o ay mutlak kışlık reçelimi yaparım. Bu resmi facede yayınlamış ve arkadaşlarım tarafından güzel yorumlar almıştım. o çok beğendiğim bir yorumu buraya aynen alıyorum.
''Evcimen Yüksel Mercan: olamaz Suzzy bunları sen mi yaptın yoksa??!!! bayılırım şeftali reçeline kokusu bile burnumda mis gibi koktu:-)hele o dekorlar ne bacım bayıldım..ama bi fikrim geldi!!!:-))ihuhu..
1-derhal isimlerin sahibi kavanozlar isim sahiplerine gönderilcek!2-öndeki pembe cam mumluk gibi şey neyse o Evcimenin reçelinin yanına eşantiyon olarak verilcek!!
senin çoluk çocuk naaparsa yapsın ben bilmem:-))''
3 Temmuz 2011 Pazar
KITLIK VAR... SAVAŞ ÇIKTI HABERİNİZ YOKMU...
bizim evde uydu bozuk olduğu için annemlere gittik bugün. akşam rumeli tv de yayınlanacak olan mübadele konserimizi izleyelim diye. baktım balkonda kocaman iki cuval var. bunlar ne dedim. annem trabzondan çay aldırdım dedi. tam yirmi kilo :) sonra mutfağa geçtim salata yapıyorum tezgah altından sıvı yağ alayım dedim. aman allahım beş teneke sıvı yağ :) yok artık. savaş çıktıda benmi bilmiyorum dedim. bunun üzerine annem bir çuvalda şeker alacağım demezmi. vala inanmayanlara resim ilede kanıtlarım. çok seviyorum onları iyiki varlar.
22 Haziran 2011 Çarşamba
Samsun Sigara Fabrikası
(İşte bu resimden bahsediyorum. Burası samsun sigara fabrikası. Restore edilse ve yol trafiğe kapatılsa, masalar konulsa, aynı Dubrovnik' deki gibi ... 18/09/2009)
ŞİMDİ RESTORE EDİLİYOR ÇOK ŞÜKÜR. GÜZEL OLACAK GÜZEL 21/06/2011
Aşağıdaki resim DUBROVNİK. Ne kadar sigara fabrikasına benziyor değil mi? siz karar verin.
ŞİMDİ RESTORE EDİLİYOR ÇOK ŞÜKÜR. GÜZEL OLACAK GÜZEL 21/06/2011
Aşağıdaki resim DUBROVNİK. Ne kadar sigara fabrikasına benziyor değil mi? siz karar verin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













