3 Ekim 2010 Pazar

DELİ DELİYİ OTOBÜS DURAĞINDA BULURMUŞ



          Otobüs duraklarında her zaman otobüs beklenmez. Bazen bir bayan için en iyi sığınma yeri olabilir. Birilerini beklemek için en ideal yerdir duraklar. Çünkü durak olmayan yerde ancak kısa bir süre bekleyebilirsin. Huzursuz olursun bakışlardan, gelen geçenden. Yaşadığımız çevrede erkekler kadar özgür değiliz. Güzel bir parkta tek başına bir bankta bile oturamazsın. Ne yapalım bu megaloman dünyada yaşamak zorundayız. Kuralları biz koymadık ki.


          Çalıştığım yerden hastanede işim olduğu için erken çıktığım bir gündü. Bir arkadaşımız ağaçta kalan son üç cevizi toplayayım derken tuttuğu dalla birlikte ağaçtan düşmüş, kırık çıkık yok çok şükür. Evinde istirahatta, evini ben bildiğim için ziyarete gideceğimiz diğer arkadaşlarla sözleştik. İşim bitince onlarla durakta buluşmak üzere anlaştık. En iyi bekleme yeri olan durak.

          Üstü başı temiz giyimli otuz beş yaşlarında elinde gazeteler olan, telefonla konuşan bir adam vardı durakta. Bende birkaç telefon görüşmesi yaptım o arada hala arkadaşları bekliyorum. Sonra adam sesli sesli gazete başlıklarını okumaya başladı. Ben delimi ne,  niye sesli okuyor diye  gayri ihtiyari baktım. Sağ elinin işaret parmağıyla başlıkları takip ediyordu. Aldığı ilaçların etkisiyle olacak eli titriyordu. Kimsenin farkında değildi. Benim telefonla konuşuyor sandığım adam meğer kendi kendine konuşuyormuş :))

          Deli deliyi otobüs durağında bulurmuş. Etraftan gelip geçen insanlara hiç aldırmayan adam gazete başlıklarını okumaya devam etti. Durakta sadece ikimiz olduğu için korkmadım desem yalan olur. Oturduğum yerden kalkıp durağın diğer ucuna geçtim. Öyle ya ne yapacağı belli olmaz. O sırada yaşlı bir teyzeyle amca geldi, ben biraz rahatladım onlar gelince. Bizim durak sahibi hala sesli okuyor gazetesini. Ben durağa yeni gelenleri incelemeye başladım bakalım tepkileri ne olacak diye. Önce oralıklı olmadılar benim gibi telefonla konuşuyor sandılar adamı, sonra okunan başlıklar telefon görüşmesine benzemeyince, önce birbirlerine baktılar sonra bana. Teyze fısıltıyla bana ‘ah yazık adam kafayı yemiş’ dedi. Gülmemek için zor tutuyorlardı kendilerini.

          Ağlanacak halimize gülüyoruz, biz akıllıyız ama bir deli kadar cesur değiliz. Kim deli acaba diye düşünmeden edemedim. Hayatı bütün ağırlı ve zorluğuyla yaşayan bizler mi? Yoksa hayatın zorluğu artık umurunda bile olmayan o adam mı?  Ya da onu o hale getiren mi?
Suzan Kaya Oruç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder